Çocuk yetiştirmek, yalnızca ona neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatmak değildir. Asıl eğitim, söylenen sözlerin yaşanan hayatla desteklenmesidir. Çünkü çocuk, anne ve babasının söylediklerini dinler; fakat onların yaptıklarını daha dikkatli izler.
Bir çocuğa saatlerce dürüstlüğü anlatabilirsiniz. Fakat aynı çocuk, anne veya babasının küçük bir menfaat uğruna doğru olmayan bir söz söylediğine şahit olursa, anlatılan bütün nasihatler anlamını yitirebilir.
Çocuğunuza büyüklerine saygılı olmasını söyleyebilirsiniz. Ancak siz kendi anne ve babanıza saygı göstermiyorsanız, çocuğunuz sözünüzden çok davranışınızı örnek alacaktır.
Ona merhameti anlatabilirsiniz. Fakat kapınıza gelen ihtiyaç sahibini hor görüyorsanız, çocuğun zihninde yer eden şey sözleriniz değil, davranışınız olacaktır.
Çünkü çocuk için anne ve baba, hayatın ilk canlı örnekleridir.
Çocuk Evde Gördüğünü Hayata Taşır
Bir çocuğun dünyaya açılan ilk penceresi ailesidir. Henüz okul nedir bilmeden, öğretmeniyle tanışmadan, kitap okumayı öğrenmeden önce çevresindeki insanları gözlemlemeye başlar.
Nasıl konuşulduğunu, öfke anında nasıl davranıldığını, sofrada nasıl oturulduğunu, büyüklerle nasıl konuşulduğunu, nimete nasıl şükredildiğini ve insanlara nasıl muamele edildiğini ailede görür.
Bu yüzden ailede yaşanan hiçbir davranış önemsiz değildir.
Anne ile babanın birbirine hitap şekli bile çocuk için bir eğitimdir. Eşlerin birbirine saygılı davranması, gerektiğinde özür dilemesi, anlaşmazlıklarını hakaret etmeden çözebilmesi çocuğa farkında olmadan çok önemli bir hayat dersi verir.
Aynı şekilde evde sürekli bağırılan, insanların birbirini küçümsediği ve öfkenin hâkim olduğu bir ortamda yetişen çocuk da bu davranışları hayatın normal bir parçası olarak görebilir.
Sonra yıllar geçer ve anne baba şu soruyu sorar:
“Biz bu çocuğa böyle olmayı öğretmedik, bunu nereden öğrendi?”
Belki de ona sözle öğretmedik; fakat hâlimizle gösterdik.
İşte üzerinde düşünmemiz gereken nokta tam da burasıdır.
Nasihat Etmeden Önce Yaşamak
Anne ve babalar doğal olarak çocuklarının iyi insan olmalarını isterler. Derslerine çalışmalarını, dürüst olmalarını, kötü alışkanlıklardan uzak durmalarını, büyüklerine saygı göstermelerini ve sorumluluk sahibi olmalarını beklerler.
Fakat eğitimde bazen önemli bir gerçeği unutuyoruz:
Çocuğumuzdan istediğimiz davranışları önce kendimiz ne kadar yaşayabiliyoruz?
Çocuğa “Kitap oku.” derken bizi hiç kitap okurken görüyor mu?
“Telefonu bırak.” derken biz sofrada telefonumuzdan uzak durabiliyor muyuz?
“Yalan söyleme.” derken günlük hayatımızdaki küçük menfaatler için gerçeği değiştirmekten kaçınıyor muyuz?
“Büyüklerine saygılı ol.” derken kendi anne ve babamıza karşı nasıl davranıyoruz?
“Kimsenin hakkını yeme.” derken biz başkalarının hakkı konusunda ne kadar hassasız?
Bu soruların cevabı, çocuk eğitiminde verdiğimiz nasihatlerden belki de daha önemlidir.
Çünkü hal ile yapılan eğit kal ile yapılan eğitimden daha önemlidir.
Çocuğun Hafızasında Kalanlar
İnsan çocukluk yıllarına dönüp baktığında her nasihati hatırlamaz. Fakat bazı görüntüler hafızasından hiç silinmez.
Babasının yaşlı bir insana yer verdiğini hatırlar.
Annesinin ihtiyaç sahibi bir komşuya gizlice yardım ettiğini hatırlar.
Eve gelen misafirin nasıl ağırlandığını hatırlar.
Aile büyüklerinin ziyaret edildiğini, hastaların arandığını, sofranın paylaşıldığı hatırlar, insanların mutluluk ve hüzünlerinin paylaşıldığı hatıralar.
Belki o gün bunların ne anlama geldiğini tam olarak anlayamaz. Fakat yıllar sonra kendi yuvasını kurduğunda, çocukluğunda gördüğü o davranışlar birer birer ortaya çıkmaya başlar.
Çünkü güzel ahlâk da kötü alışkanlıklar da çoğu zaman nesilden nesile sözlerden önce davranışlarla aktarılır.
Bu nedenle çocuk yetiştirirken aslında sadece bugünü değil, yarını da yetiştiriyoruz.
Bugün çocuğumuzun karşısında sergilediğimiz bir davranış, yıllar sonra onun kendi evladına göstereceği davranışa dönüşebilir.
Kusursuz Anne Baba Olmak Değil
Burada anne ve babalardan kusursuz olmalarını beklemek doğru değildir. Hepimiz insanız. Yanlış yapabilir, öfkelenebilir, bazen verdiğimiz sözü yerine getiremeyebiliriz.
Önemli olan, hatamızı fark ettiğimizde bunu kabul edebilmektir.
Bir babanın çocuğuna, “Evladım, burada sana karşı yanlış davrandım, özür dilerim.” demesi onun otoritesini küçültmez. Aksine çocuğa çok önemli bir değer öğretir:
Bir annenin, “Burada ben de yanlış yaptım.” diyebilmesi çocuğun gözündeki değerini azaltmaz. Ona insanın yanlışını kabul edebilmesinin bir erdem olduğunu gösterir.
Demek ki örnek olmak, hiç hata yapmamak değildir. Hata yaptığında doğruya dönebilmeyi de gösterebilmektir.
Çocuklarımızın davranışlarından şikâyet etmeden önce bazen aynayı kendimize çevirmemiz gerekir.
Çocuğumuz öfkeliyse evimizde öfkenin diline bakmalıyız.
Saygısızsa birbirimizle nasıl konuştuğumuzu düşünmeliyiz.
Paylaşmıyorsa bizim paylaşma anlayışımızı sorgulamalıyız.
Sürekli telefonla meşgulse kendi ekran alışkanlıklarımızı gözden geçirmeliyiz.
Çünkü çocuklarımız, söylediklerimizin değil; çoğu zaman yaşadıklarımızın aynasıdır.
Elbette her davranışın tek sebebi aile değildir. Çocuğun arkadaş çevresi, okulu, sosyal medya ve içinde yaşadığı toplum da onu etkiler. Fakat aile, bütün bu etkiler karşısında çocuğun sığınabileceği en güçlü liman olmaya devam eder.
Bu sebeple çocuğumuzu değiştirmeye çalışmadan önce zaman zaman kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Ben, çocuğumun olmasını istediğim insanın ne kadarını kendi hayatımda yaşayabiliyorum?”
Bu soru belki de çocuk terbiyesi konusunda sayfalar dolusu nasihatten daha değerlidir.
Sonuç
Çocuk yetiştirmek, sadece ona doğru yolu göstermek değildir; mümkün olduğunca o yolda onun önünden yürüyebilmektir.
Dürüst bir çocuk istiyorsak dürüstlüğümüzü görmeli, merhametli bir çocuk istiyorsak merhametimize şahit olmalı, saygılı bir çocuk istiyorsak saygıyı önce bizim hayatımızda tanımalıdır.
Çünkü çocukların kulakları nasihatlerimizi dinlerken, gözleri hayatımızı izlemektedir.
Ve çoğu zaman yıllar sonra hatırladıkları, onlara ne söylediğimizden çok nasıl yaşadığımızdır.