İnsan dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bir yolculuğa başlar. Bu yolculuk bazen sevinçlerle, bazen hüzünlerle, bazen başarılarla, bazen de hayal kırıklıklarıyla devam eder. Ancak her insanın hayatının bir döneminde kendisine sorması gereken önemli bir soru vardır:
"İnsan niçin yaşar?"
Bu soru, sadece felsefi bir merakın giderilmesi için değil, hayatın anlamını arayan her insanın ortak sorusudur. Çünkü insan, niçin yaşadığını bilmeden hayatını doğru bir şekilde yönlendiremez.
Bazı insanlar yaşamanın gayesini mal biriktirmekte, bazıları makam elde etmekte, bazıları ise dünyalık zevklerin peşinde koşmakta ararlar. Ancak tarih boyunca görüldüğü üzere ne servet ne makam ne de şöhret insana kalıcı bir huzur vermemiştir. Çünkü insanın kalbi, yalnızca maddi ihtiyaçlarla tatmin olacak şekilde yaratılmamıştır.
İnsan sadece yaşamak için değil, bir amaç uğruna yaşamak için yaratılmıştır.
Hayatın anlamı, sadece nefes alıp vermekten ibaret değildir. Asıl mesele, nefes alıp verirken neye hizmet ettiğidir. Bir insanın ömrü boyunca kaç yıl yaşadığı değil, yaşadığı yıllara neler sığdırdığı önemlidir.
Kimi insanlar uzun yaşar fakat ardında hiçbir iz bırakmaz. Boş yaşamış demektir. Kimi insanlar ise dolu dolu yaşar kısa ömürlerine büyük hizmetler, güzel eserler ve hayırlı işler sığdırarak gönüllerde yaşamaya devam ederler.
İnsan yaşarken sadece kendisinden sorumlu değildir. Ailesine, çocuklarına, komşularına, toplumuna ve gelecek nesillere karşı da sorumlulukları vardır. Hayatın gerçek anlamı da işte bu sorumlulukların farkında olarak yaşamaktan geçer.
Bir babanın evladı için gösterdiği fedakârlık, bir annenin gecesini gündüzüne katması, bir öğretmenin öğrencisine verdiği emek, bir yöneticinin milletine hizmet aşkı... Bunların tamamı hayatı anlamlı kılan değerlerdir.
İnsan yalnızca kendisi için yaşadığında küçülür; başkalarına faydalı oldukça büyür. Allah’a kul Hz. Muhammed’e ümmet olmuş bir insanın yaşamında ben olmamalı biz olmalı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, hatırladığımız insanlar genellikle bize iyiliği dokunan, gönlümüze temas eden ve hayatımıza değer katan insanlardır. Çünkü insanın gerçek değeri, sahip olduğu mal, mülk, şan, şöhreti ile değil, etrafına faydalı olabildiği ölçüde ortaya çıkar.
Hayat, tüketilecek bir zaman dilimi değil; değerlendirilecek bir emanettir. Her gün, her saat ve her nefes bu emanetin bir parçasıdır. Akıllı insan, ömrünü sadece geçirmek için değil, anlamlandırmak için yaşar.
Öyleyse insan niçin yaşar?
İnsan; iyiliği çoğaltmak için yaşar.
İnsan; ailesine ve toplumuna faydalı olmak için yaşar.
İnsan; adaleti, merhameti ve doğruluğu temsil etmek için yaşar.
İnsan; geride hayırla anılacak eserler bırakmak için yaşar.
Ve en önemlisi, kendisine verilen ömür emanetini hakkıyla taşıyabilmek için yaşar.
Sonuç
Hayatın uzunluğu değil, anlamı önemlidir. İnsan, yaşadığı yılların sayısıyla değil; bıraktığı izlerle hatırlanır. Bu sebeple her insan, "Nasıl daha uzun yaşarım?" sorusundan önce "Nasıl daha anlamlı yaşarım?" sorusuna cevap aramalıdır.
Selam ve Dua İle....
Saygı ve selamlarımı sunarim