Advert

Advert
Advert

Advert
İLİM; DOĞRUYU YANLIŞTAN, HAKKI BATILDAN, İYİYİ KÖTÜDEN AYIRMAKTIR
Ramazan TOPCAN

İLİM; DOĞRUYU YANLIŞTAN, HAKKI BATILDAN, İYİYİ KÖTÜDEN AYIRMAKTIR

Kur’an-ı Kerimin üzerinde önemle durduğu merkezi kavramlardan biri de hiç şüphesiz ‘‘ilim’’ kelimesidir. 
İlim kelimesi, türevleriyle birlikte Kur’an-ı Kerimde takriben 900 yerde geçmektedir. Bununla birlikte, düşünmek, ibret almak, akıl etmek, nazar etmek, hikmet, marifet, fikir, ayet vb. gibi ilim ile ilgili kavramlar da dikkate alındığında, Kur’an’daki her dört ayetten birinin ilimle ilgili olduğunu çok rahat bir şekilde görebiliriz. 
Ayrıca Kur’an-Kerim, temel bilgi vasıtaları olarak kalemden (Kalem/1; Alak/4), mürekkepten (Kehf/109) ve yazıdan da (Alak/4) bahsetmiştir. 
Bütün bunlar şunu göstermektedir ki İslam, bilgiyi esas alan bir dindir. İlmi olmayanın dini de olmaz. İslam’a göre ilimle meşgul olmak en önemli ve en faziletli ibadetlerdendir. 
İslam Dini âlimin uykusunu, cahilin ibadetinden üstün tutmakla kalmamış, ilim adamının mürekkebini de, mücahidin kanı ile eş değer tutmuştur.
İlim kelimesi üzerinde çeşitli tanımlar yapılmıştır. Ben burada önemli gördüklerime kısa değineceğim.
İbn Faris’e göre ilim: ’’ Bir şeyi kendisinden olmayandan ayırdığımız belirti, iz, eser ve delildir.’’ Buna göre doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan, iyiyi kötüden ayırmamızı sağlayan şeye ilim deniyor.
İmam Ragib ise ilimi:’’Bir şeyi hakkıyla idrak etmek’’ diye tarif eder. Aslında bu iki tarifte birbirlerini teyid etmektedir.
Her şeyi mükemmel bilen manasında ‘‘El-Alîm’’ Yüce Rabbimizin isimlerindendir. Burada yeri gelmişken hemen ifade edeyim ki ilim kelimesinin türevlerinden olan; Allâme-Muallim-Ârif isimleri Cenab-ı Hak için asla kullanılmaz.
BİLGİ BİR ÜSTÜNLÜK SEBEBİDİR:
Kur’an-ı Kerim; Zümer Suresi 9.ayet-i kerimede;‘‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’’
Nahl Suresi 43. ve Enbiya Suresi 7.ayet-i kerimelerde;’’Şayet bilmiyorsanız bilenlere sorunuz.’’
Nisa Suresi 162. ayet-i kerimede;’’Fakat Onlardan ilimde derinleşmiş olanlara, sana indirilen kitaba ve senden önce indirilen kitaba inanan müminlere, nazma kılanlara, zekât verenlere, Allah’a ve ahire gününe inananlara, elbette büyük ecir vardır.’’
Bakara Suresi 269.ayet-i kerimede:“Kime hikmet verilmiş ise ona çok hayır verilmiştir” 
Fatır Suresi 28.ayet-i kerimde ise;’’Allah’tan ancak âlimler korkar.’’ Ayetleriyle ilmin önemine vurgu yaparak, ilim öğrenmeye teşvik etmiş ve gerçek ilim adamının nasıl olması konusunda önümüze bir fotoğraf koymuştur.
Hz. Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz de pek çok hadis-i şeriflerinde bizleri ilme teşvik etmiştir:
“İlim yoluna girene, Allah cennet yolunu kolaylaştırır. Ameli kendisini geri bırakan kimseyi, soy sopu ileri götürmez.” 
Peygamberimiz bir defasında Ebu Zer [Radıyallahu Anh] Efendimize hitaben şöyle buyurdu: “Ey Ebu Zerr! Senin evden çıkıp Allah’ın kitabından bir ayet öğrenmen, senin için yüz rekât namaz kılmandan daha hayırlıdır. Keza gidip ilimden bir bab (mevzu) öğrenmen -ki bu işle amel edilsin veya edilmesin- senin için bin rekât namaz kılmandan daha hayırlıdır.” 
Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh]’den rivayet edildiğine göre Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurdu: "Hidayete, Allah'ın dosdoğru yoluna çağıran kimseye kendisine uyanların sevabı kadar sevap verilir. Buna rağmen onların sevabından da hiçbir şey eksilmez.’’ 
Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurdu: Siz cennetin ağaçlarından bir bağa rastlasanız hemen o ağacın gölgesinde oturunuz. Ve o ağacın meyvesinden yiyiniz” deyince Sahabe-i Kiram Efendilerimiz:”Ya Resulellah bu dünyada bu mümkün mü, bu nasıl olur?” dediler. Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz de; “İşte o cennetin meyveli ağacına benzeyen ulemadır. Onlara gidiniz ve onların ilminden istifade ediniz.”

Ebu Derda [Radıyallahu Anh] Efendimiz anlatıyor: Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’ın şöyle dediğini işittim: “Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülük ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dâhil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semâvat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin Âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, onlar ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiştir.” 
Hadis-i şerifte şu hususlara dikkat çekilmiştir:
a) İlim öğrenmek için harcanan çaba, Allah yolunda harcanmış bir çabadır ve insanı cennete götürür. Daha açık bir ifade ile ilim yolu cennet yoludur. Bu yola giren kimseye melekler yardımcı olur. Yalnız melekler değil, yerde ve göktekiler bu öğrenciye dua eder, Allah’ın onu bağışlamasını dilerler.

b) Âlim ile Âbid arasında ay ile yıldızlar arasındaki fark vardır. Çünkü âlim ilmiyle çevresini aydınlatır ve içinde yaşadığı topluma hatta bütün insanlara ışık tutar, yol gösterir. Abid ise her ne kadar yaptığı nafile ibadetler övülmeye değer ise de başkalarına bir yararı olmaz. İbadeti ancak kendisine yarar sağlar. İlmi tercih eden ise öyle değil, o öğrendiği bilgi ile hem kendisine hem de çevresine yararlı olur.
c) Âlimlerin, peygamberlerin varisleri olduğu da müjdelenmektedir. Çünkü peygamberler ilimden başka bir şey miras bırakmamışlardır. Âlimler de ilim öğrenme yolunu seçmekle peygamberlerin varisleri olmak gibi bir şerefi kazanmış oluyorlar.

Sehl İbnu Sa’d [Radıyallahu Anh] Efendimiz anlatıyor: Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz buyurdular ki: “Vallahi, senin hidayetinle bir tek kişiye hidayet verilmesi, senin için kıymetli develerden müteşekkil sürülerden daha hayırlıdır.”
Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh] Efendimizden rivayet edildiğine göre Peygamberimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurdu:
“Mü’min, ölümünden sonra hayatta iken öğrettiği ve yayınladığı ilimden, geride bıraktığı iyi evlattan, miras olarak bıraktığı mushaftan, yaptırdığı mescitten, yolcular için inşa ettiği misafir evinden, akıttığı sudan, sağlıklı iken malından çıkardığı sadakadan kendisine sevap ulaşır.” 
Ebu Musa el–Eş’arî [Radıyallahu Anh]'den rivayet edildiğine göre, Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz şöyle buyurdu: ‘‘Allah’ın benimle göndermiş olduğu hidayet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmurun yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır. Yağmur suyunu emer, bol çayır ve ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip üstünde tutan çorak bir yerdir. Allah burada biriken sudan insanları faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de hayvanlarını sular ve ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmurun yağdığı bir yer daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitmeyen kaypak ve kaygan arazidir. Ne su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı olan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim kendisine fayda veren, onu hem öğrenen hem öğreten kimse ile, buna başını kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kimsenin benzeridir.’’
Hadis-i şerifte şu hususlara dikkat çekilmiştir:
a) Hidayet ve ilim, Cenab-ı Hakkın Peygamberler vasıtası ile insanlara ulaştırdığı en büyük iki nimettir.
b) İnsanlarda topraklar gibi çeşit çeşittir. Her insanın kabiliyeti ve kapasitesi farklıdır. Kapasitesine göre ilimde yol almalıdır.
c) Ölü toprağı dirilten ve ona adeta yeniden can veren yağmur gibi, hidayet ve ilimde insanların aklını, gönlünü ve ruhunu canlandırır, aydınlatır.
d) İlim öğrenmek, öğrendiğini yaşamak ve başkalarına da öğretmek dinimizin önemle teşvik ettiği hayırların başındadır.
“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, yahut bunları seven ol. Beşincisi olma, helak olursun.”
Bu veciz ifadesiyle Peygamberimiz, toplumun bütün kesimlerinin ilim halkası içerisinde yer almasını istemiştir. Bilenler, öğretici olarak; bilmeyenler öğrenici olarak; öğrenemeyenler dinleyici olarak; ötekiler bütün bu sınıfları sevip destekleyenler olarak bu işte yer alacaktır.
Bu seferberlikte yer almayanlar ise dünya ve ahirette kaybedenlerden olacaktır.
Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh] Efendimiz, bir gün Medine-i Münevvere’de sokağa çıktı. Halk sokakta dolaşıyordu. Onlara şöyle seslendi:
‘‘Peygamberimizin mirası bölüşülüyor, siz ise burada vakit geçiriyorsunuz, gidip o mirastan payınızı alsanız ya?’’ deyince, 
Halk:’’Nerede bölüşülüyor?’’ diye sorar. 
Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh] Efendimiz: 
‘‘Mescitte bölüşülüyor’’ diye cevap verir. Halk koşarak mescide gider, sonra geri döner.
Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh] Efendimiz, onların geri geldiklerini görünce, sorar:
‘‘Ne oldu?’’ Onlar cevap verir:
‘‘Biz mescide gittik, ama sizin söylediğiniz gibi orada taksim edilen herhangi bir şey görmedik’’ derler. 
Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh] Efendimiz tekrar sorar:
‘‘Siz mescitte hiç kimse görmediniz mi?’’ Onlar:
‘‘Evet, bazı kimseler gördük, bir kısmı namaz kılıyor, bir kısmı Kur’an okuyor, bir kısmı da helâl ve haram gibi konuları tartışıyordu’’ derler. 
Bunun üzerine Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh] Efendimiz:’’Yazıklar olsun size, işte o, peygamberin mirasıdır’’ der.

“İlim tahsil ederken eceli gelip ölen kimse, kendisi ile peygamberler arasında ancak bir derece, peygamberlik derecesi olduğu halde Allah’a kavuşur.”
Peygamberimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] iki şeyin gıpta edilmeye değer olduğunu bildiriyor.
Bunlardan biri, Allah’ın kendisine mal verip de, o malı Allah yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimse. 
Diğeri de kendisine hikmet (ilim) verip de, o ilim gereğince hükmetmesini ve başkasına da o ilmi öğretmesini nasip ettiği kimse.
Öğrendiği ilim ile amel etmeyen ve onu başkalarına da öğretmeyen kimseyi Peygamberimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] düz ve kaypak bir toprağa benzetiyor. Üzerine yağan yağmuru emmediği ve üstünde de tutmadığı için, ne kendisi yağan yağmurdan yararlanıyor ne de başkalarına yararlı oluyor.

Peygamberimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur: “Allah kıyamet günü kullarını diriltir. Sonra âlimleri ayırır ve onlara şöyle hitap eder: Ey âlimler topluluğu, ben ilmi, size azap etmek için vermedim, sizi bağışladım, cennete giriniz.”
Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh] Efendimizden rivayet edildiğine göre Peygamberimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurdu: “Hikmet ve ilim mü’minin yitik malıdır, onu nerede bulursa alır.”
Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh] Efendimizden rivayet edildiğine göre Peygamberimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurdu: “Bir grup, Kitabullah’ı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar”

Allah Teâlâ, Peygamberimize [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Taha Suresi 114.ayet-i kerimde şöyle emrediyor:
“(Ey Muhammed) de ki: Rabbim, benim ilmimi artır.’’ Hazreti Peygamberimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] de bu emre uyarak: “Allah’ım, bana öğrettiğin ilimden beni yararlandır, yararlı olacak ilmi bana öğret. İlmimi artır. Her hal üzere Allah’a hamd olsun.”diye dua etmiştir.

Ayrıca herkes tarafından bilinen bir gerçek var ki o da Bedir savaşında Müslümanlar zafer kazanmakla kalmamış, esirler de alınmıştır. Peygamberimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] arkadaşlarına danıştıktan sonra, esirlerin fidye karşılığında serbest bırakılmalarını emretmiştir. Ancak fidye verecek durumda olmayanlardan her birinin on Müslüman çocuğa okuma- yazma öğretmeleri halinde onların da serbest kalacağını bildirmiştir. 
Bu olay, Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimizin okuma-yazmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir.

Hz. Ali [Radıyallahu Anh] Efendimiz de ne güzel söylüyor: “İlim maldan hayırlıdır. Çünkü malı sen korursun, hâlbuki ilim seni korur. İlim hâkim, mal ise mahkûmdur. Mal harcamakla azalır, ilim ise harcamakla çoğalır.” 
Yahya bin Muaz [Radıyallahu Anh] Efendimiz;’’Âlimler ümmete, onların analarından ve babalarından daha merhametlidir’’ dediğinde, kendisine bunun nasıl olabileceği sorulur; o da şöyle der: ‘‘Çünkü babalar ve anneler çocuklarını ancak dünya ateşinden korurlar. Oysa âlimler ümmeti ahiretin şiddetli ateşinden korurlar’’ buyurdu.

İLİM ELDE ETMENİN YOLLARI ÜÇTÜR:

1-Havass-ı selime (sağlam duyu organları). Bunlar göz, kulak, burun, dil ve deri olmak üzere beştir. Bu duyu organları hastalıklardan uzak olduğu takdirde kendileriyle elde edilen bilgiye güvenilir.

2-Haber-i sadık (doğru haber). Bu ikiye ayrılır:
a) Mütevâtir haber: Yalan söylemek üzere birleşmeleri aklen mümkün olmayacak kadar çok sayıda bir topluluğun vermiş olduğu haberdir. Bunda şüphe edilmez. Meselâ bugün Avustralya kıtasının varlığını gözlerimizle görmesek bile birçok kişi tarafından haber verildiği için tereddütsüz kabul ederiz.
b) Haber-i Resul: Allah tarafından gönderilen hak peygamberin vermiş olduğu haber ve söylemiş olduğu şeylerdir.

3-Akıl: İslâm dini akla büyük önem vermiş, onu ilim elde etme yollarından biri olarak kabul etmiştir. Bir şey akılla düşünmeden hemen bilinirse buna “bedîhî” denir. Düşünerek bilinirse “istidlâlî” denir
İlk emri; “Oku” olan bir dinin müntesipleri olarak üzülerek ifade etmeliyim ki dünyada en az okuyan toplumlar arasında yer almaktayız. Gerçekten de okumuyoruz. Kahvehane sayımız, kütüphane sayımızdan binlerce kat fazladır. Kütüphanelerimiz bomboş olmasına rağmen, kahvehaneler insanlarla dopdolu haldedir.
Okumuyoruz dedim. Evet, ne üniversitelimiz, ne gencimiz, ne yaşlımız, ne de kadınımız okumuyor. Okuyanlarımız da gayeli ve seviyeli okumuyor. Oysa bizim, matbaanın icadından önce bile sayıları yüz binleri bulan hattatlarımız ve yazma eserlerimiz vardı.

Ayrıca şunu da ifade etmeliyim ki toplumumuz okumadığı gibi okuyana da değer verdiği söylenemez. Okumak, dudak bükülerek geçilen bir meslek olarak algılanır oldu. ‘‘Okuyup da ne olacaksın, zengin olmak istiyorsan futbolcu, ya da sanatçı ol, daha iyi’’ vb. sözleri günümüz dünyasında revaçta. Kur’an-ı Kerimin beşere sunduğu ahlakî değerlerden uzaklaşınca insanlar, kolay köşe dönmenin basit hesapları peşinde koşmaya başladı.

NEYİ, NASIL OKUMALI:
Avrupa ve Amerika’daki insanların çok okudukları herkesin malumlarıdır. Onların kitap ve kütüphane sayısı bizlerden kat kat fazla. Bu insanlar tramvayda, metroda, otobüste, hatta tuvalette bile okuyorlar. Ancak bu insanların bu kadar çok okumalarına karşın yaşamakta oldukları dünyaları hiç mi hiç iç açıcı değil.
Çok okudukları söylenen batı dünyasında ahlakî değerler sıfırlanmış. Aile yuvaları çürümüş hatta çökmüş vaziyette. Kurulan aile yuvaları boşanma riski ile karşı karşıya. Evlilik dışı beraberliklerin sayısında korkunç artış var. Zina, eşcinsellik gibi ahlaksızlıklar her geçen gün yaygınlaşmakla kalmıyor resmî boyutlar kazanıyor! 
Alkol ve uyuşturucu kullananların sayısı hızla artıyor. Zengin fakir arasında korkunç boyutta uçurumlar oluşuyor. Artık batı dünyasının içerisinde bulunduğu bu hal, bunca teknik gelişmelere rağmen insanları mutlu etmeye yetmiyor. İnsanlar birbirine güvenmiyor. Herkes kendi çıkarını düşünür olmuş. Kanun korkusu olmasa, insanların birbirlerine yapmayacağı kötülük yok gibi. 
Bugün dünya üzerinde güya okumuş, mürekkep yalamış pek çok insanın adı, terörizm, hortumculuk, yolsuzluk, ahlaksızlık vb. gibi kötülüklerin içerisinde anılır olmuş.
Yeri gelmişken hemen belirtmek isterim ki ilim; doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan, iyiyi kötüden ayırmak, doğruyu, iyiyi, güzeli öğrenmek ve onları hayata geçirmeyi sağlamaktır. 
Oysa gelinen noktada öyle olmadığı anlaşılıyor. O halde kendi kendimize şu soruyu sorup buna bir cevap aramalıyız. Yanlış nerede?

Anlaşılan o dur ki yalnızca okumak yetmiyor. Neyi nasıl okunacağımızı bilmek de son derece önemli. Yalnızca akla ve nefse hitap eden maddî şeyleri okumak da yetmiyor. Tek kanatla uçulmuyor. Okuma gönül ve ruhlara da hitap etmelidir.
Aslında İslam’ın ilk emri tam olarak okunup doğru anlaşıldığında mesele halledilir. 
Sanıldığı gibi İslam’ın ilk emri salt bir ‘‘oku’’ değildir. İslam’ın ilk emri yaratan Rabbinin adıyla okudur. Yani okuma eylemi Yüce Yaratıcı ile irtibatlı olarak başlamalı, en büyük eğitici Rabbin emirleri doğrultusunda devam etmeli, O’nun hoşnutluğunu kazanmaya yönelik olmalıdır. 
Kur’an’ın istediği, Allah adına okuma işte budur.

Selam ve dua ile…

Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Rize'de ilk kez kornea nakli yapıldı
Rize'de ilk kez kornea nakli yapıldı
Çayeli'nin kuru fasulyesi resmen tescillendi
Çayeli'nin kuru fasulyesi resmen tescillendi