ORGAN NAKLİ (BAĞIŞI)
Ali KALENDER

ORGAN NAKLİ (BAĞIŞI)

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada organ nakli ile alakalı paylaştığım bir haber üzerine yapılan yorumlardan yola çıkarak bu yazıyı kaleme almak istedim. Gelen yorumlara baktığımda önce eleştirildiğimi hissettim, yorumcularla diyaloğa girdiğimde onların ifadesi; aslında amaçlarının eleştiri değil de bilgi edinme maksatlı olduğunu ifade ettiler.

        İşin aslına bakıldığında şahsım da dahil olmak üzere toplumumuzun büyük bir kesimi bu konuda bilgisiz ve endişeli. Endişeli, çünkü  bu işin maddi boyutunun yanında birde manevi boyutu var. Organ bağışında bulunmak veya başkalarının organlarını kendimize naklettirerek yaşamak dinen caiz mi dir.

          Toplumumuzu genelde nakil tarafı değil de biraz daha bağış tarafı tedirgin ediyor kanımca, ancak ikisi bir bütün olarak irdelenirse işin içinden çıkmak kolaylaşacak dır. Önce Tıp dilinde organ nakli nasıl tanımlanmış ona bakalım.

          Organ nakli, tedavisi tıbben mümkün olmayan hastalıklar nedeni ile görev yapamayacak derecede hasar gören organların yerine, canlı yada beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden alınan sağlıklı organın nakledilmesine denilmektedir. Kalp nakli dışında önemli bir kısmı canlıdan canlıya yapılmaktadır. Günümüzde en çok böbrek, karaciğer, pankreas, kalp ve daha az oranda ince bağırsak nakli yapılmaktadır. Aslında bu tanımlamayı işittikten sonra işin aslı meydana çıkıyor.

           Bu konu ile alakalı Türkiye nin de üye olduğu İslam fıkıh akademisi nin 6-11 şubat 1988 tarihlerinde Arabistan’ın Cidde şehrinde aldığı kararı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu kararda yer alan hükümler günümüzde İslam ulemasının genel kanaati mahiyetindedir.

           Bir kimsenin bir organı kendi vücudunun başka bir yerine nakledilebilir. Yeter ki elde edilecek faydanın meydana gelebilecek zarardan çok olacağı kanaat haline gelmiş olsun. Bu işlem olmayan bir organı oluşturmak yada bir organın normal şeklini almasını veya ondan beklenen görevi yapabilmesini beklemek gayesi ile yapılabilir.

Kan ve Deri Nakli

Kan ve deri gibi vücudun yenileyebileceği şeyler bir insandan başka bir insana nakledilebilir. Bunu yapabilmek için verici durumda olan kişinin tam bir ehliyet sahibi yani reşit olması ve nakli gerektirecek meşru sebeplerin mevcut olması icap eder

Yaşayan Birinden Organ Nakli

Hasta olduğu için bir kişiden alınan bir organın işe yarar bölümleri bir başkasına nakledilebilir. Mesela hastalığından dolayı çıkarılan bir gözün merceğini bir başkasına nakletmek caiz dir.

Kalp gibi kişinin yaşaması kendisine bağlı olan organların yaşayan bir kimseden alınıp diğerine nakledilemez. İnsan bazı organları olmadan da yaşaya bilir. Ama onların büsbütün olmaması vücudun bir kısım temel fonksiyonlarını yapmamasına sebep olur. Her iki göz merceğinin de nakledilmesi gibi. Canlı bir kimseden yapılacak böyle bir nakil haram dır.

Ölüden Organ Nakli

Kişinin yaşaması veya vücudunun bazı temel fonksiyonlarını yerine getirmesi kendisine bağlı olan organlar bir ölüden alınıp nakledilebilir. Bunun için ya bizzat ölünün vasiyetini yada varislerinin onayının olması gerekir.

Organ Satışı

Hiçbir durumda organ satışına cevaz verilmediği ittifakla kabul edilmiştir. (İslam fıkıh akademisi 4. Dönem toplantısı karar No:1 Cidde 18-23 Cemaziyelahir 1408-6-11 Şubat 1988

İslam fıkıh akademisinin almış olduğu kararı aynen sizlerle paylaştım.  Diyanet işleri başkanlığımızın bu konu ile alakalı fetvasını da sizlerle paylaşıp yazımı sonlandırmak istiyorum.

Diyanet işleri başkanlığımız  konu ile alakalı yapmış olduğu açıklama aynen şü şekilde

Kur’ani kerim ve hadisi şeriflerde , organ ve doku nakli ile alakalı serih bir hüküm bulunmamaktadır. İlk müçtehit ve fakihler de, kendi devirlerinde böyle bir mesele söz konusu olmadığı için bu ameliyenin hükmünü geniş şekilde açıklamamışlardır. Ancak dinimizde kitap ve sünnet’in delaletlerinden çıkarılmış umumi hükümler ve kaideler de vardır. Kitap ve sünnette açık hükmü bulunmayan ve her devirde karşılaşılan yeni yeni meselelerin hükümleri  İslam fakihleri tarafından bu umumi kaideler ile hükmü biline benzer meselelere kıyas edilerek çıkarılmış, hiçbir mesele cevapsız bırakılmamıştır. Organ ve doku nakli ile ilgilide aynı yola baş vurulması uygun olacaktır.

         Bilindiği üzere, insan mükerrem bir varlıktır. Mahlukatı içinde Allah onu mümtaz kılmıştır. Bu itibarla normal durumlarda ölü ve diri kimselerden alınan parça ve organlardan faydalanılması, insanın hürmet ve kerametine aykırı görüldüğünden, İslam fakihlerince caiz görülmemiştir. Ancak, zaruret durumunda, zaruretin mahiyet ve miktarına göre bu hüküm değişmektedir. 
          Nitekim dinimiz, bir kısım fiil ve davranışları yasak kılmış, Kitap ve Sünnet bunları tespit etmiştir. Sözgelimi murdar hayvan (meyte), kan, domuz eti, şarap... vb. şeylerin yenilip içilmesi, alınıp satılması, ilaç olarak kullanılması haram kılınmıştır. Ancak zaruret halinde bunlardan zaruret miktarında (ölmeyecek kadar) yenilip içilmesinin (el-Bakara, 173; el-Maide, 3; el-En'am, 119) meşru olduğu beyan buyrulmuştur. 

Söz konusu ayet-i celileler den, İslâm fakihleri, zaruretlerin bir ölçüde dinen yasaklanmış şeyleri mubah kıldığı ve zaruret halinde sadece ayet-i kerimelerde beyan edilen yasakların değil, zaruret halinin giderilmesi için yapılması zorunlu ve başka bir çare olmayan bütün yasakların zaruret miktarınca işlenmesinin caiz ve mubah olduğu sonucuna varmışlardır.  O halde, ölmüş kimselerden tedavi maksadıyla organ ve doku alma ve bunları hasta veya yaralı kimselere nakletme konusunda bir hükme ulaşabilmek için;
Zarurete binaen, cesedin kesilmesi, organ ve dokularından bir kısmının alınmasının caiz olup olmadığı, 
Hastalığın tedavisinin zaruret sayılıp sayılmayacağı (Haram ile tedavinin hükmü) 
Organ ve doku nakli caiz ise hangi şartlarla caiz olduğunun bilinmesi gerekmektedir. 

        İslam fakihleri, karnında canlı halde bulunan çocuğun kurtarılması için ölü annenin karnının yarılmasına, Başka yoldan tedavileri mümkün olmayan kimselerin kırılmış kemiklerinin yerine, başka kemiklerin nakline, bilinmeyen hastalıkların öğrenilmesi ve hayatta bulunmaları sebebiyle ölülere nisbetle daha çok şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanabilmesi için, yakınlarının rızası alınmak suretiyle, ölüler üzerinde otopsi yapılmasının caiz olacağına, 
Fetva vermişler, canlı bir kimseyi kurtarmak için, ölünün bir parçasını itlaf etmeyi caiz görmüşlerdir. Nitekim, Müşavere ve Dini Eserleri İnceleme Kurulu'nun 16.4.1952 tarih ve 211 sayılı kararında, özetle; 


"...âmmenin menfaat ve maslahatı göz önünde tutularak, bilinmeyen bir hastalığın bilinir hale gelmesi, hastalığın bilinmemesinden doğacak amme zararının önlenmesi, hayatta bulunmaları sebebiyle daha şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanması gibi maslahat ve şer'î hikmetlerin husule gelmesini temin için, yakınlarının rızası alınarak, ölüler üzerinde otopsi yapmanın caiz olacağı ve bu gibi sebepler dolayısıyla ölüye gösterilmesi gereken hürmet ve tekrimin zevaline katlanmanın, İslami hükümlerin bir gereği olduğu..." ifade olunmuştur. 

İslam fakihleri, açlık ve susuzluk gibi, hastalığı da haramı mubah kılan bir zaruret saymışlar, başka yoldan tedavileri mümkün olmayan hastaların haram ilaç ve maddelerle tedavilerini caiz görmüşlerdir. Günümüzde kan, doku ve organ nakli ve tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır. O halde, hayatı veya hayatî bir uzvu kurtarmak için başka çare olmadığında, kan, doku ve organ nakli yolu ile de bazı şartlara uyularak, tedavinin caiz olması gerekir. Nitekim, Müşavere ve Dinî Eserleri İnceleme Kurulunun 25.10.1960 tarih ve 492 sayılı kararında, "tedavileri için kan nakline zaruret bulunan hasta ve yaralılara başka kimselerden kan naklinin; başka kimselerden alınacak parçaların takılmasıyla görmeleri mümkün olduğu takdirde; hayatında buna izin vermiş olan kimselerin, ölümlerinden sonra gözlerinden alınacak parçaların bu durumdaki kimselere takılmalarının caiz olacağı..." beyan edilmiştir. 

Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 19.01.1968 gün ve 3 sayılı gerekçeli kararında ise "yalnız hayatı kurtarmak için değil, bir organı tedavi etmek, hastalığın tedavisini çabuklaştırmak için de kan naklinin caiz olduğu, tıbbi ve hukuki kaidelere riayet edilmek şartıyla kalp naklinin de caiz olacağı..." ifade olunmuştur. 
Yurdumuz dışında, çeşitli İslâm Ülkelerinin yetkili kişilerince de aynı yolda fetvalar verildiği bilinmektedir. 
Kurulumuzca da aşağıdaki şartlara uyularak yapılacak organ ve doku naklinin caiz olacağı sonucuna varılmıştır. 
Zaruret halinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için, bundan başka çaresi olmadığının, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen bir tabip tarafından tespit edilmesi, 
Hastalığın bu yoldan tedavi edilebileceğine tabibin zann-ı galibinin bulunması, 
Organ veya dokusu alınan kişinin, bu işlemin yapıldığı esnada ölmüş olması, 
Toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında (ölmeden önce) buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartıyla, yakınlarının rızasının sağlanması, 
Alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmaması, 
Tedavisi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle razı olması gerekir.

Takdir sizlerin.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Başarılı sağlık personelleri ödüllendirildi
Başarılı sağlık personelleri ödüllendirildi
MEYDAN PROJESİ BU YIL TAMAMLANIYOR
MEYDAN PROJESİ BU YIL TAMAMLANIYOR