DİLİNİ TUTAN KAZANDI
Ramazan TOPCAN

DİLİNİ TUTAN KAZANDI

İnsanların birbirleriyle samimi ilişki kurmalarının, birbirleri ile kaynaşmalarının temel şartlarından biri belki en önemlisi güvendir. Güvenin olmadığı yerde dostluklardan, kardeşliklerden bahs etmek düşünülemez. Güvensizlik husumet sebebidir. Bundan dolayı güven, aynı zamanda toplumların huzur ve barış kaynağıdır. 
Yüce Mevla’mız tarafından dünyamıza gönderilen ilahi mesaj elçilerinin temel ortak özelliklerinden birisi de güvendir. Güven, bütün peygamberlerin en önemli sıfatlarından birisidir. Güvenilir olmayan, özüyle sözü bir olmayan, davranışları ile karşısında bulunanlara güven vermeyen bir peygamber tebliğ görevinde başarılı olamaz. Eğer peygamberler özelde de Efendimiz (s.a.s.) eşkıya bir toplumdan evliya bir toplum meydana getirmiş iseler bilmeliyiz ki bunun altında güven duygusu yatmaktadır.
Güven, diğer peygamberlerin olduğu kadar Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimizin de en belirgin sıfatlarından biridir. O kadar ki kendisine inanmayanlar bile ona güvenir, eşyasını emanet eder ve onun asla yalan söylemediğine şahitlik ederlerdi. Sadece eşyalarını değil, iffet ve namuslarını da Efendimizin yanında güvende bilirlerdi. Efendimiz (s.a.s.), Peygamberlik gelmeden önce de sonra da güvenilir olarak tanınırdı. Allah Rasulü (s.a.s.), ahlak ve davranışlarıyla insanların güvenini kazanmış ve Muhammed-ü’l Emin olarak gönüllerde yer almıştı. 
Zamanların Kutlu Elçisi (s.a.s.), “El-Emin/ Güvenilir” tanınmakla kalmaz dürüstlüğün ve güvenin müşahhas bir örneği olarak Mekke şehir devletinde parmakla gösterilecek kadar yüce ve erdem sahibi idi. 
Kur’an-ı Kerim de ahlak-ı hamide denilen bu erdemi benimsemiş ve inananları bu yönde teşvik etmiştir. Bu nedenle insanların güvenini sarsan, onlara zarar veren söz ve davranışlardan kaçınmak, Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimizin en önemli özelliklerinden biri olduğu kadar Mü’minlerin de en belirleyici özelliklerinden biridir. Mü’min kişi, karşısında bulunanlara güven vermelidir. Herkes, Mü’min kişinin yanında yer bulabilmelidir. 
Allah’a ve ahiret gününe inanan Mü’min, her yönden güvenilen kişi olmalıdır. Güveni sarsacak her türlü davranıştan uzak durmalıdır. Kendisine emanet edilen malı da, canı da, ırzı da canı kadar aziz kabul edecek ve kendisine beslenen bu güven duygusunu zedeleyecek her türlü tutum ve davranışlardan sakınmalıdır. Emaneti korumalı; güven duygusunu kötüye kullanmamalıdır. 
İnsanlar arasında güven duygusunun tesisi; her şeyden önce sözle, elle ve davranışlarımızla insanlara zarar vermemekle olur. Zararlı, muzır insanların bir araya geldiği toplumda güven olmaz. Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, fazilet sahibi, erdemli, güzel ahlaklı ve kişilik sahibi Müslümanı, diliyle ve eliyle diğer Müslümanlara zarar vermeyen kişi diye tarif etmiştir. 
Zaten iyiliğin başlangıç noktası başkalarına zarar vermemektir. İyilik yapma imkânı bulamayan Müslüman, hiç olmazsa başkalarına kötülük yapmamalıdır. Dilini ve elini kötü söz ve davranışlardan korumalıdır. İnsanlar arasında güven duygusunu zedeleyen hal ve hareketlerden kaçınmalıdır. Zira dünya ve ahirette mutlu olmanın yolu, iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olmaktan geçer.
Yüce Allah (Azze ve Celle), İnfitar suresi 13. ayet-i kerimede; “Şüphesiz iyiler, Naim cennetindedirler.” buyurarak dünya hayatında iyilik ve güzelliğin tesisi için çaba sarf edenlerin mutlu sona kavuşacaklarını müjdelemiştir. 
Allah Rasulü (s.a.s.) Efendimiz, Müslümanın güven vermesi gereken en önemli iki organına; el ve dile işaret etmişlerdir. Zira diğer organlarımız dile tabi olduğu gibi elimiz de dilimize tabidir. Bu konuyu Efendimiz (s.a.s.) şöyle ifade buyurmuşlardır; “Âdemoğlu sabaha erdimi, bütün azaları, dile temenna edip: "Bizim hakkımızda Allah'tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız!" derler."
İnsanların elle yapamadıkları birçok eziyeti dil ile yaptıkları aşikârdır. Çoğu kez bizler, elimizi tutmayı biliriz de sıra dilimize gelince onu koruyup kollama konusunda elimiz kadar başarılı olamayız. Kanaatimce dilimizin te’siri ele göre daha çok ve daha yaygın olduğu içindir ki Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, hadis-i şerifte önce dili, sonra da eli korumayı emretmiştir. 
Hz. Abdullah bin Revaha’nın (r.a.) Kaza Umresi sırasında Mekke-i Mükerreme’ye girerken söylediği beyitler için Allah Resulü (s.a.s.) Efendimiz, dilin gücüne ve etkileyici yönüne dikkatlerimizi çekmek için; “Bu sözler, onların üzerlerine yağdırılan oklardan daha etkilidir.” Buyurmuşlardır.
 İnsanların çoğu, iç dünyalarındaki niyet ve emellerine dil ve elleri ile ulaştıklarından veya davranışlarını dil ve elleri vasıtası gösterdiklerinden Hz. Peygamberimiz özellikle dil ve el tabirlerini kullanmıştır. 
Aslında sadece dil ve elle yapılan eza ve eziyetler yasaklanmamıştır. İnsanın manevî şahsiyetinden fizikî dünyasına kadar insanı etkileyen her türlü davranışlar yasaklanmıştır. 
Günümüz dünyasında özellikle internet, yazılı ve görsel medya vb. teknolojik aletler aracılığı ile Müslümanların aleyhinde bulunmak da dil ve el ile zarar vermek kapsamında değerlendirilmelidir. Buna göre iyi Müslüman olmak için maddî ve manevî insanı olumsuz etkileyecek her türlü davranışlardan uzak durmalıyız. İnsanların haklarına ve mukaddes değerlerine zarar vermemeliyiz. İnsanlara karşı saygılı olmalı, hiçbir şekilde kimseyi incitmemeliyiz. Bu konularda insanlara güven vermek, gerek Kur’an-ı Kerim ve gerekse de Efendimiz (s.a.s) tarafından şiddetle önerilmiştir. 
İnsanları cehenneme sürükleyen sebeplerin başında dil ve ona bağlı fiiller gelmektedir. Hz. Muaz bin Cebel’in (r.a.), Efendimize; cennete koyacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir ameli sorması üzerine Sevgili Peygamberimizin mübarek dilini tutarak; “İşte şunu tut” diyerek açıklaması ve ardından, “İnsanları yüzükoyun burunları üzerinde sürünerek cehenneme götüren, dilleriyle kazandıkları değil midir?” buyurmuş olması bunun bir delilidir. 
İnsanların başına gelen musibetlerin çoğu dili yüzündendir. Onun için kişi ağzından çıkan söze sahip olmalı ve söylediği her sözden sorumlu olduğunu hatırından asla çıkarmamalıdır. Dünyevî ve uhrevî belalardan kurtulmanın tek çaresi ise dili tutmaktır. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bu gerçeği üç kelimeyle şöyle ifade buyurmuştur: “Dilini tutan kurtuldu.” 
Dilimiz yalana, dedikoduya, suizanna, iftiraya, hakarete ve gıybete alet olmamalı, gönül kırmak için değil, gönüller yapmak için açılmalıdır. Dilin cismi küçük, cürmü büyüktür. Büyüklerimiz ne de güzel ifade buyurmuşlardır; “Kılıç yarası iyileşir, fakat dil yarası iyileşmez.” Bu sebeple kişi, ağzından çıkan sözün bir fayda sağlayıp sağlamayacağını tartmalı, sonra konuşmalıdır. Söylenecek bir söz varsa, o da Peygamberimizin ifadesiyle ya hayır söylemeli ya da susmayı tercih etmelidir.
“Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi ne güzel yaptı.” Buyuran Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimizin en bariz birkaç özelliğinden yeri gelmişken bahsetmek istiyorum. 
Efendimiz (s.a.s.); asla çirkin söz söylemezdi, 
Diliyle ve eliyle kimseye zarar vermezdi, 
Kaba, sapa davranmazdı, 
Çarşı pazarda insanlarla münakaşa etmezdi, 
Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, bilakis bağışlayıcı ve hoşgörülü davranırdı.
Müslüman kişi de Peygamberimizin bu ahlakını kendisine örnek almalıdır. Mü’minlik vakar ve saygınlığına gölge düşürecek söz ve davranışlardan uzak durmalıdır. 
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, özellikle dili kötülüklerden korumanın önemine işaret etmiş ve bu konuda kendini koruyanları cennetle müjdelemiştir. Büyüklerimizin dediği gibi, eline, diline, beline sahip olmak, hem dünyada hem de ahirette huzura kavuşmanın emin yoludur.

Selam ve dualarla…

Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ÇAYKURSPOR K.MARAŞ’DA 3. TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞU KUPASI KAZANDI
ÇAYKURSPOR K.MARAŞ’DA 3. TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞU KUPASI KAZANDI
ÖDÜLLÜ ŞAİR SATGUN’UN “ŞELALELER” ŞİİR KİTABI ÇOK BEĞENİLDİ
ÖDÜLLÜ ŞAİR SATGUN’UN “ŞELALELER” ŞİİR KİTABI ÇOK BEĞENİLDİ