HAYÂ VE EDEP; İMANIN MEYVESİDİR.
Ramazan TOPCAN

HAYÂ VE EDEP; İMANIN MEYVESİDİR.

İnsan, çok yönlü yaratılmış bir varlıktır. Fizikî âlemi var, manevî âlemi var. İnsanın dış âleminin temizliği kadar manevî dediğimiz iç âleminin de temiz ve saflığı en az dış âlemi kadar önemlidir. İnsan iç âleminde taşıdığı duygular sayesinde günah ve ayıp sayılan şeyleri yapmaktan kendini beri eder. Böylelikle kötülüklere engel olur. İnsan, bu duygulardan mahrum olunca siz böyle bir insanı kanunlarla durduramaz hale gelirsiniz. Dağdaki canavardan beter hale dönüşür.
Peki, nedir insanın kötü ve ayıp sayılan bu davranışlarına mani olan duygu? Tek kelime ile ifade edecek olursak kötülüklere mani olabilecek olan duygu hayâ duygusudur. Hayâ ve ar damarı parlamış insanı kim ve ne ile durdurabilir?
Hayâ; hoş ve güzel olmayan bir olayın ortaya çıkmasından kalpte meydana gelen bir incelik ve ızdırabtır.
Hayâ; kötülükler karşısında nefsi dizginlemektir. 
Hayâ; insanı koruyan zırhtır. 
Hayâ; insana günah işletmez. 
Hayâ, insana şahsiyet kazandırır. 
Hayâ; insanın imanını kemale erdirir. 
Hayâ; insana mahsus bir duygudur. 
Buhari ve Ebu Davut’ta yer alan bir hadis-i şeriflerinde Efendimiz (s.a.v.); "Utanmıyorsan dilediğini yap" buyurarak hayânın kötülüklerden alıkoymada ne denli güçlü bir duygu olduğunu ortaya koymaktadır. 
Eskiden tekkelerin girişlerinde “Edep Ya Hu” sözü yazılıymış. Şimdi keşke insanımızın alnına yazabilsek ne güzel olurdu.
Efendimizin hadislerinde: ”Hayânın hepsi hayırdır.”
“Her dinin kendisine has bir ahlakı vardır. İslam’ın ahlakı ise hayâdır.” buyurmaktadır.
Bu gün insanlık ailesinin özelde de İslam ümmetin kaybettiği değerlerden biri de hayâdır. 
“Hazret-i Cebrail (a.s.) Hazret-i Âdem (a.s.) babamıza taraf-ı İlahiden akıl, hayâ ve din olmak üzere üç hediye getirmiş ve ‘Bunlardan birini tercih et, demiş. Hazret-i Âdem (a.s.) da aklı tercih etmiş. Cebrail (a.s.) din ve hayâ’yı geri götürmek istemiş. Ancak onlar; ‘ Bizim akılla beraber olmamız yaradılışımızın gereğidir. O neredeyse biz de oradayız.’ demişler.”
Evet, iffet ve hayâ gibi ahlâk-ı haseneden mahrum olan fert ve cemiyetler, fen ve teknik alanında ne kadar terakki ederlerse etsinler, hüsrandan kurtulamaz ve huzur içerisinde yaşayamazlar.
İnsanlığın süsü ve ziyneti olan iffet ve hayânın fert ve cemiyet için ehemmiyeti aşikârdır. Şu harika beyit de bu hakikati çok veciz bir şekilde ifade etmektedir:
"Edep bir taç imiş nur-u Huda’dan,
Giy ol tacı, emin ol her beladan."
Bir yerde okumuştum. Bazı büyüklerimiz, edep kelimesi; elif, dal ve be harfinden ibarettir derler ve konuyu şöyle açıklarlar: Elif, kişinin eline, dal harfi kişinin diline, be harfi de beline sahip olmasına işaret eder.” Demek ki eline, diline ve beline sahip olma buradan gelmektedir.
Tarihimiz düşmana mağlup olmuş nice milletlere şahitlik etmiştir. Fakat gelin görün ki bir zamanlar yenilenler daha sonraları toparlanmış ve güçlenerek istiklallerini elde etmiş ve düşmanlarına galip gelmişlerdir. Fakat maneviyattan uzaklaşıp ahlâksızlığa, hayâsızlığa, sefahate, zulme ve adaletsizliğe mahkûm ve mağlup olmuş bir milletin kendini toparlaması ve güçlenmesi mümkün olmamıştır, olamaz da. Geçmişte edepsizlik ve ahlaksızlık çukuruna düşmüş olan birçok asi kavimlerin hursan sonları Kur’an-ı Kerim yolu ile bizlere ibret vesikası olarak anlatılmaktadır.
İnsan, önce yaratıcı olan Rabbine karşı hayâlı olmalıdır. Rabbine karşı hayâ ve edebli olmayanlar, insanlara karşı da hayâlı, edebli, adaplı olamazlar. İnsan, önce Mevla’dan sonra da insanlardan utanmalıdır. Zira Allah’tan (Azze ve Celle) hayâ edip utanmayanlar insanlardan da utanmazlar.
Bir gün Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Efendimiz;
“Allah’tan gereği gibi hayâ edin” buyurdular. 
Bunun üzerine yanında bulunan sahabi efendilerimiz; “Ya Resulellah! Elhamdülillah biz Allah’tan hayâ ediyoruz.” deyince, 
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, şöyle buyurdular:
“Allah’tan hakiki olarak hayâ etmek; gözünü, kulağını, haram olan şeylerden korumak, haram yemekten ve zinadan sakınmak, ölümü ve dünyanın fani olduğunu düşünmektir. Ahiret mutluluğunu isteyen kimse, dünya ziynetlerine önem vermez. İşte böyle yapan kimse, Allah’tan hakkıyla utanmış olur.” Buyurarak hayânın nasıl olması gerektiği konusunda dikkatlerimizi çekmiştir.
Bazı basın yayın kuruluşlarının milletimizin örf ve âdetlerine, millî ve manevî değerlerine, dinî ve ahlakî inanç ve mukaddesatına, muhalif yayınlar yaptığı, yerli ve yabancı dizilerle ruh dünyasında telafisi mümkün olmayan derin yaralar açtığı, adeta hayâsız, ar damarı patlamış, büyük küçük tanımayan, anne ve babayı kendine bir bağ, bir engel gören, şehvete kurban olmuş, huzur ve mutluluğu köprü altlarında, şişelerde ariyan bir neslin meydana gelmesi için var güçleri ile çalışır olduğuna üzülerek şahit olmaktayız.
Bazı yerli ve yabancı diziler vasıtası ile Anadolu’nun saf, temiz ve iyi niyetli insanının aklına, vicdanına, sağduyusuna, değerlerine ve tarihine saldırılmaktadır. Bu tür neşriyatlar, sadece kültürümüzü, musikimizi, edebiyatımızı, irfanımızı ve sanatımızı tahrip etmiyor milletimizi millet yapan bütün değerlerimizi tahrip ediyor. Bizi, biz olmaktan çıkarmakta özellikle de gençlerimizi, ahlakî buhranlara ve sefahat bataklıklarına sürüklemektedir.
Bu tür müstehcen ve kimliksiz neşriyatla milletimizin, hem dimağı hem vicdanı hem kalbi hem de ulvî hisleri tarumar edilmekte, karanlık mecralara doğru sürüklenmek istenmektedir.
Kardeşlerim! Bu gün sadece Suriye bombalanmıyor. Yüzlerine bakmaya doyamadığımız, iki gözümüzden kıskandığımız yavrularımız, geleceğimiz yerli ve yabancı dizilerle bombalanıyor. Kendi örf ve adetleri ile boğuşan, geçmişine saygısı olmayan, gelecekten yana umutsuz bir nesil meydana getirilmek isteniyor. Hürriyet! ve serbestlik! adında gençlerimiz nefsin kötü emel ve arzuları altına sokulmak istenmektedir. 
 Evet, bir kere daha ehl-i vicdana sesleniyorum Hayâ ve imandan mahrum olanlar ruhlarda ve vicdanlarda tedavisi mümkün olmayan yaralar açıyor. Bu milletin imanını, mukaddesatını, iffetini böylece vurarak onu benliğinden uzak, gayesiz, şuursuz ve davasız bir toplum haline getirmek gayretinde olanlar var.
Hz. Âdem (a.s.) ve Hz. Havva (r.anha) çıplak kalmaktan hayâ etmişti. Günümüzde ise insanlar giyinmekten hayâ eder hale geldi. Unutulmamalıdır ki hayâ, insana mahsus bir durumdur. İnsan, hayâsı sebebiyle her istediğini yapmaktan kendini alıkoyarak hayvanlardan ayrılır.

Her yerde, herkese karşı edepli olmalıyız. Bizden yaşlı insanlara karşı hayâlı, saygılı davranmalıyız. Başkalarına saygılı davranınca küçüleceğini düşünenler hastalıklı ve sorunlu kimselerdir. Alçakgönüllülük, alçalmak değil bilakis yücelmektir. Peygamber sanatıdır. Mütevazı olunca insanın değeri düşmez. Su bile aşağı doğru akar ve de değerinden bir şey kaybetmez.
Utanmaktan, edepli olmaktan daha büyük bir meziyet yoktur. Edep, öylesine bir hazinedir ki onu kimse çalamaz. Kur’an hayâsız toplumların kötülüklerini anlatır ve bize, nasıl bir akıbetle karşılaştıklarını bildirir. 
Hayâ ve edep; imanın meyvesidir, süsüdür.
Büyük Usta M. Akif’ ın şu duaları ile bitiriyorum:
“Göster Allah’ım! Bu millet kurtulur tek mucize.
Bir utanmak hissi ver gaip hazinenden bize.“

Selam ve dualarımla…

Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Rize Belediyesi'nden ABD menşeili ürünlere boykot
Rize Belediyesi'nden ABD menşeili ürünlere boykot
RİZE BELEDİYESİ’NDEN ANLAMLI ÇEVRE HAREKATI
RİZE BELEDİYESİ’NDEN ANLAMLI ÇEVRE HAREKATI