Advert

Advert
Advert

Advert
ALLAH’TAN AYRILANLAR, İNSANLARIN İLTİFATLARINA İTİBAR EDER
Ramazan TOPCAN

ALLAH’TAN AYRILANLAR, İNSANLARIN İLTİFATLARINA İTİBAR EDER

Hz. Âdem’den [a.s.] günümüze kadar ve hatta kıyamete kadar gelecek olan insanlar, birbirlerine zıt iki ayrı yolda yürümeye devam edeceklerdir. Bunlardan birisi hak yol diğeri ise Batıl yol. Bu, Nisa suresi 76. ayet-i kerimede bizlere şöyle anlatılmaktadır: “İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” 
Bütün güzellikler; hayırlar, hasenatlar ve saadetler birinci yolun; bütün çirkinlikler, kötülükler ve şerler ise ikinci yolun meyveleridir.

Kalb-i selim, akıl-i selim ve vicdan, insanı birinci yol olan hak yola sevk ederken, nefis, his ve hevalar da ikinci yol olan batıl yola sevk eder. Bunun tabii bir sonucu olarak da insanın iç dünyası çalkantılara ve çarpışmalara sahne olur.

Zira insan, Rabbimize ait 99 esmadan birer cüz taşır. İnsanın hamuru bu 99 esmanın zerreleri ile yoğrulmuştur. Mesela; güldüğümüzde Yüce Rabbimizin El-Cemal ismi şerifi, sinirlenip bağırıp çağırdığımızda ise Yüce Rabbimizin El-Celal ismi şerifleri bizde tecelli etmiş demektir.
Başka bir misal daha vermek istiyorum. Mesela bu gün kötü işlerde görülen kötü yerlerin müşterisi olan bir insan yarın bakıyorsunuz namazında, abdestinde hak hukuk savunan bir adam haline gelmiş. Bu, Mevla’nın bizdeki El-Hadi sıfatının galibiyeti, El Mudil sıfatının ise mağlubiyetidir. Tersi de olabilir. Bu gün iyi işlerin tarafında olanlar yarın batılın yanında olabilir. Bu da, Mevla’mızın bizdeki El-Mudil sıfatının galibiyeti, El-Hadi sıfatının mağlubiyetidir.

Yukarda dedim ya insan bedeninde doğumla başlayan ölüme kadar da devam edecek olan bir savaş var. Bu gün kazananlar yarın kaybedebiliyor. Bu gün kaybedenler yarın kazanabiliyor. Bundan dolayıdır ki Hak dostu insanlar hep şu duaya talip olmuşlardır. “Ahir ve akıbetimiz hayır olsun.” Evet, İnsan için son demler önemlidir. Hatırlayın Efendimiz [s.a.v.]; ”Her kimin son sözü Lailahe illallah olursa cennete girer” buyurması tam da bunun izahıdır.
Bu iç harpler bir taraftan iman, salih amel ve istikameti, diğer taraftan küfür, isyan ve anarşiyi doğururlar.

İnsanları hakikatten uzaklaştıran önemli bir sebep, şu muhteşem kâinata ve onda cereyan eden harika olaylara gaflet ile üstünkörü bir nazar ile bakmaktır. İlâhî hakikatlere karşı laubali kalmak ve lakayt davranmak, hakikatleri perdeler ve sonunda insanı aldanışa götürür. O zaman insan, bir çekirdekten kocaman bir ağacın oluştuğunu tefekkür edemez hale gelir. Kâinatı bir fabrika gibi ahenk ve nizamla çalıştıran ve sevk eden yaratıcıyı idrakten yoksun hale gelir. Daldaki bir çiçek ve yaprağın muhteşem bir sanat harikası olduğunu göremez.
Netice olarak, bu âlemde tecelli eden sonsuz kudretin bir Kadir-i Mutlak'dan, bütün varlıkları kuşatan ilmin bir Hafiz-i Âlîm’den, bütün varlıkların hikmetli ve faydalı şekillerinin ise bir Fail-i Hakîm-i Rahim'den geldiğini kavrayamaz. Bunun sonucu da insan, kendi yüksek mahiyetinden gaflet eder, nereden gelip, nereye gittiğini ve bu dünyadaki vazifesinin ne olduğunu düşünemez hale gelir.
Cenâb-ı Hak, insanı bu kâinat içinde en mümtaz bir mahiyette yaratmış, ona âlemdeki hikmetleri araştırıp inceleyecek bir akıl, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı ayırt edebilecek bir vicdan, bütün tatları alabilecek türde bir dil, güzelliklerin bütün nevilerini temâşâ edebilen bir çift göz, her çeşit nağmeleri işiten kulak lütfetmiştir. Konu hakkında Yüceler Yücesi Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:” Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi? ﴾Beled suresi/8-10﴿
Bu kadarla kalmamış Yüce Mevla, insanı kendisine muhatab almıştır. Gönderdiği hak kitablarla da Ona dünya ahiret saadet ve mutluluk yollarını göstermiştir.
Cenâb-ı Hak, bu dünyayı esmâ-i hüsnâsına bir tecelligâh kılmış, ilmini, sanatını, maharetini ve hikmetini onda göstermiştir. Dünyayı, insanın ebedî hayatı için bir tarla, ahireti için ise bir imtihan meydanı kılmıştır. Ayrıca eserde yaratıcının varlığının, güç ve kuvvetinin düşünülmesi için bir sergi salonu olarak yaratmıştır.
Dünyaya bu pencereden bakmaya muvaffak olamayan insan, çoğu kez dünyanın fanî ve aldatıcı yüzüne âşık olmuştur. Ebedî hayat için verilen akıl ve kalbî melekelerini, bütün beşerî kabiliyet ve özelliklerini dünyanın geçici zevklerini elde etmek için sarf eder hale gelmiştir. Kendine ikram edilen nimetlerin, sadece nefisinin tatmini için verildiğinin vehmine kapılır, şirazeden çıkar hale gelir. Yüce Mevla’nın rızası yerine insanların teveccühüne ve iltifatlarına itibar eder. Ahiret mükâfatları yerine, dünyevî makamları arar, onlara talip olur. Talip olma ne ki deliler gibi âşık olur.
Bunun altında insanın İlâhî hakikatleri anlamakta ve kavrama konusunda kendi fikir ve muhakemesini yeterli görüp, nübüvvet kapısını çalmama yatmaktadır. Hâlbuki Yüce Mevla, zatına ait sıfat ve isimlerine nasıl iman edileceğinden bu kâinatı niçin yarattığına, insanları bu âleme hangi gayeler için gönderdiğine bütün bu hakikatleri bildirmek için peygamberler göndermiş ve kitaplar indirmiştir. İnsanların kalpleri, ruhları ve vicdanları, Peygamberlerin [a.s.] elleriyle terbiye edilsin ve kemâle erelim diye nübüvvet merkezli bir hayatın etrafında toplanmamızı istemektedir.
Selam ve dualarla…

Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Rize'de ilk kez kornea nakli yapıldı
Rize'de ilk kez kornea nakli yapıldı
Çayeli'nin kuru fasulyesi resmen tescillendi
Çayeli'nin kuru fasulyesi resmen tescillendi