DİN; DÜZENLİ ve DİSİPLİNLİ BİR YAŞAMDIR
Ramazan TOPCAN

DİN; DÜZENLİ ve DİSİPLİNLİ BİR YAŞAMDIR

Ashab-i Kiram Efendilerimiz arasında ilim, zühd ve takvası ile öne çıkmış olan Hazret-i Abdullah bin Amr bin As [Radıyallahu Anhu] Efendimiz, hayatını ibadete adamış, gündüzleri oruç tutar, geceleri de sabahlara kadar Kur’an okur, ibadet ederdi. Kendisini o kadar ibadete vermişti ki zaman zaman da olsa eşini ihmal eder bir duruma gelmişti.
Bu durum, hanımı tarafından Efendimize [s.a.v.] haber verildi. Bunun üzerine Efendimiz [s.a.v.] de Hazret-i Abdullah bin Amr bin As [Radıyallahu Anhu] Efendimizi huzur-u saadetlerine çağırarak böyle yapmaması gerektiğini söyleyerek; “Ya Abdullah! Hiç şüphe yok ki Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır. Bedeninin, senin üzerinde hakkı vardır. Gözlerinin senin üzerinde hakkı var. Aile efradının, zevcenin ve çoluk çocuğunun senin üzerinde hakkı vardır. Misafirlerinin senin üzerinde hakkı vardır. O halde her hak sahibine hakkını ver. Bazı günler oruç tut bazı günler tutma, iftar et. Geceleyin namaza kalk, bazı zamanlarda uykunu da uyu ve eşinin yanına da git.” Buyurarak ikazlarda bulundular.
İnsan çok yönlü bir varlıktır. Allah’a [Azze ve Celle] karşı vazifesi olduğu gibi kendisi başta olmak üzere aile efradına, konu komşusuna eş ve dostlarına hatta yaşamını sürdürdüğü çevreye, dünyaya karşı da bir takım görev ve sorumlulukları da vardır. Rabbine karşı ödev ve sorumluluklarda nasıl ihmalkâr davranamazsa aile efradına konu komşusuna karşı da duyarsız, vurdumduymaz olamaz.
Aslına bakılırsa bu ve benzeri hadis-i şerifler, bizlere bir ölçüden, düzenli ve disiplinli bir yaşamdan bahsediyor. Bizlere, Allah’ın [Azze ve Celle] kulları için kolaylık isteyip zorluk istemediğini, ibadetleri bıkmadan usanmadan yapmak gerektiğini, sözlerimizden davranışlarımıza her türlü fillerde olduğu gibi ibadet ve taatlarda da haddi aşıp gidenlerin helak olacaklarını, dinde orta yolu tutmanın gerektiğini, ruhen ve bedenen kendisinde canlılık hissedenin nafile ibadete devam etmesi gerektiğini, yorgunluk ve gevşeklik olunca istirahat etmek gerektiğini, uykulu, gece ibadetinin nasıl olacağını, dünya işleriyle birlikte ahiret işlerinin de yapılması gerektiğini, kişinin kendine zulmederek ibadet yapmasının uygun olmayacağını öğretiyor. 
Hani hatırlayacaksınız günün birinde Efendimizin [s.a.v.] hane-i saadetlerine üç genç sahabi efendimiz gelir de kendilerine Efendimizin [s.a.v.] ibadetleri bildirilince, onlar bunu azımsadılar ve
“Allah’ın Resulü nerede biz neredeyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmıştır,” dediler. 
İçlerinden biri:
“Ben ömrümün sonuna kadar, bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım” dedi. 
Bir diğeri:
“Ben de hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğim” dedi. 
Üçüncü sahabi de:
“Ben de sağ olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, asla evlenmeyeceğim” diye söz verdi. 
Bir müddet sonra Peygamberimiz onların yanına geldi ve kendilerine şunları söyledi:
“Şöyle şöyle diyen sizler misiniz? Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na en saygılı olanınızım. Fakat ben bazen oruç tutuyor, bazen tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor, hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir.” Buyurdular.

Allah’a [Azze ve Celle] karşı görevimiz, rızası istikametinde yaşamaktır. Kur’anı bir hayatı benimsemektir.

Çocuklarımıza karşı görevimiz, kaliteli ve yüksek randımanlı bir tohumdan meydana gelmelerini sağlamanın yanı sıra onların sadece karınlarını doyurmak değil, aynı zamanda gönül dünyaları ile akıl dünyalarını da doyurmaktır.

Nefsimize karşı görevimiz; hayatın sadece biyolojik varlığımızdan ibaret olmadığı, fizikî varlığımız kadar ruhî varlığımızın da gıdaya ihtiyacı olduğunu unutmamaktır.

Misafire karşı görevimiz; gelen misafiri tanrı misafiri kabul edip ağırlamak, ona ikramda bulunmaktır. 
Şurası bir gerçektir ki misafirin kabul edilip ağırlanması bir lütuf değil, misafirin hane sahibi üzerindeki dinî ve insanî bir hakkıdır. Öyle ise misafiri ağırlayan, ona bir lütufta bulunmuş olmuyor, dinden kaynaklanan, doğuştan kazanılan müktesep hakkını veriyor demektir.
Misafir ağırlamak ve ona ikramda bulunmak Hz. İbrahim’in [s.a.] sünnetini yaşatmaktır. Hz. İbrahim’i [a.s.] çağımıza taşımaktır. Dahası Peygamber [s.a.v.] Efendimizin sünnetini diriltmektir.
Dünyamıza karşı görevimiz ise; dünyamızı Allah [Azze ve Celle] adına sevk ve idare etmek, onu imar etmektir.
Selam ve dualarla…

Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Başarılı sağlık personelleri ödüllendirildi
Başarılı sağlık personelleri ödüllendirildi
MEYDAN PROJESİ BU YIL TAMAMLANIYOR
MEYDAN PROJESİ BU YIL TAMAMLANIYOR